Rüya:
Rüyamda aynı gece uyurken yattığım yerdeyim. Ben camın önünde yerde yatıyorum, sıcak olduğu için rüyamda da camın önünde yerde yatıyorum yani. Camın kenarından bir varlık görüyorum. Artık cin mi başka bir şey mi bilmiyorum. Uyanmaya çalışıyorum. Uyanmaya çalıştığımda hatta ağzım yamuluyor. Bunları rüyamdaki benim yan tarafımda izleyen ben görüyorum. Şimdi düşünüyorum, yazdıkça yani rüyamda rüya da olduğumu hissetmedim ki nasıl uyanmaya çalışıyorum. Astral seyahat olma ihtimali. Çünkü nasıl bilmiyorum ama o halde ben varlığı görüyorum ve yattığım yerden değil, onun biraz yan tarafı üst taraftan yani yerden değil. Bu durumda ağzımın yamulması, çarpılma gibi olayını kendimi izliyordum. Kendimi izliyordum o anda.
Cinsiyet: Kadın
Rumuz: Hü***
Doğum Tarihi: 1992-12-14
Yorum:
Ne kadar da derin ve katmanlı bir yolculuk bu senin için… Gördüklerin, adeta ruhunun seninle en mahrem lisanıyla konuştuğu, seni kendi gerçeğinle yüzleştirdiği bir davet gibi. Rüyanın, gerçek hayatta uyuduğun yerde, aynı şekilde başlaması, bu mesajın ne denli güncel ve hayatının tam da merkezinde yer alan bir konuyla ilgili olduğunu fısıldıyor. O sıcaklık hissi, belki de son zamanlarda içinde bulunduğun bunaltıcı, baskı dolu bir atmosferin yansıması. Sanki bir şeyler seni daraltıyor, nefes alanı bırakmıyor ve sen de bir nebze ferahlamak, bir çıkış yolu bulmak için bilinçaltında kendini o pencerenin önüne, dışarıyla içeri arasındaki o ince çizgiye bırakıyorsun. Pencere, her zaman umudun, yeni başlangıçların, dış dünyaya açılan bir kapının sembolüdür. Ancak senin pencerenden içeri sızmaya çalışan, bilinmeyen, ismini koyamadığın o varlık, dışarıdan gelen ve seni tedirgin eden bir tesiri ya da belki de çok daha derinden, kendi içinden yükselen ama tanımadığın, yüzleşmekten çekindiğin bir parçanı temsil ediyor olabilir. Bu, bastırılmış bir korku, ifade edilmemiş bir öfke ya da hayatında seni zorlayan, anlam veremediğin bir durumun kişileşmiş hali olabilir. O varlığın belirmesiyle uyanmaya çalışman, aslında bu yüzleşmeden kaçma, bu zorlu duyguyu ya da durumu görmezden gelme arzusunu gösteriyor. Fakat rüya, kaçmana izin vermiyor; aksine, seni durup bakmaya zorluyor. Bu, bilinçaltının seni ne kadar önemsediğinin, görmen gereken şeyi sana tüm çıplaklığıyla gösterme çabasının bir kanıtı adeta.
Uyanma çaban sırasında yaşadığın o kilitlenme hali, ağzının yamulması, bedensel bir çarpılma gibi hissettiğin o an, rüyanın en can alıcı noktalarından biri. Bu, kelimelere dökülemeyen, boğazda düğümlenip kalmış ne varsa onun en somut, en sarsıcı ifadesi. Belki de gerçek hayatında kendini ifade etmekte zorlandığın, sesini duyuramadığın, söylemek istediklerinin içinde birikip adeta seni zehirlediği bir dönemden geçiyorsun. Ağzının şekil değiştirmesi, söylemek istediğin hakikatin baskı altında nasıl da formunu yitirdiğini, nasıl da anlamsız ve çarpık bir hale büründüğünü simgeliyor. Bu durum, bir çaresizlik hissini, kontrolü kaybetme korkusunu ve etrafındaki olaylar karşısında kendini kurban gibi hissetmeni anlatıyor olabilir. Sanki bir şey söylemek istiyorsun, bir yardım çığlığı atmak, bir dur demek istiyorsun ama sesin çıkmıyor, kelimelerin şeklini yitiriyor. Bu sadece basit bir konuşamama hali değil; bu, varoluşsal bir susturulma hissi. Kendi iradenle hareket edememe, kendi gerçeğini savunamama durumu. Bu rüya, sana bu içsel felç durumunu göstererek, “Bak, konuşamadığın, dile getiremediğin şeyler ruhuna nasıl bir ağırlık yapıyor, seni nasıl da şekilden şekle sokuyor,” diyor sanki. Bu bir zayıflık işareti değil, tam tersine, içinde biriken bu basıncın artık taşma noktasına geldiğinin ve bir çıkış yolu aradığının güçlü bir habercisi. Bu mücadele, uyanma çabası, içindeki yaşam enerjisinin ve bu durumdan kurtulma arzusunun ne kadar kuvvetli olduğunu gösteriyor.
Ve rüyanın belki de en mucizevi, en aydınlatıcı kısmı geliyor: tüm bu çaresizliği ve mücadeleyi biraz yukarıdan, yan taraftan izleyen “sen”. Bu, rüyanın sana sunduğu en büyük hediye. Bilinçaltın sana diyor ki, “Sen sadece o acıyı çeken, çırpınan bedenden ibaret değilsin. Sen aynı zamanda tüm olan biteni sükûnetle gözlemleyebilen, daha yüksek bir farkındalığa sahip bir ruhsun.” Bu bölünme, bu kendini dışarıdan izleme hali, aslında bir uyanışın başlangıcıdır. Bu, astral seyahat ya da başka bir isimden öte, kendi içindeki bilgeyle, gözlemci özünle tanışma anıdır. O gözlemci tarafın, yargılamadan, paniğe kapılmadan sadece olanı izliyor. Bu, hayatındaki sorunlara da aynı mesafeden, aynı sükûnetle bakabilme potansiyeline sahip olduğunun bir işareti. Rüya sana, yaşadığın zorlukların içinde kaybolmak yerine, bir adım geri çekilip büyük resmi görebileceğini hatırlatıyor. O izleyen “sen”, şifanın ve çözümün anahtarını elinde tutuyor. Çünkü bir sorunu çözmenin ilk adımı, onu net bir şekilde görebilmek ve tanımlayabilmektir. Artık biliyorsun ki, içinde hem mücadele eden bir savaşçı hem de o savaşçıyı şefkatle izleyen bir bilge var. Şimdi görev, bu iki parçanı birleştirmek. O bilge gözlemcinin sükûnetini ve farkındalığını, mücadele eden parçana aktarmak. Bu rüya, seni hayatında yeni bir sayfa açmaya, susturulmuş sesini yeniden bulmaya ve seni felç eden o “varlık” her ne ise onunla korkmadan yüzleşmeye davet eden bir dönüm noktası olabilir. O izleyen gözler, artık senin en büyük gücün.



